Bipolar bozukluk (iki uçlu duygudurum bozukluğu) bir diğer adıyla manik-depresif hastalık, kişinin duygudurumunda, enerjisinde ve sosyal aktiviteleri tamamlama yetisinde bozulmalara neden olan psikolojik bir hastalıktır. Sıklıkla erişkinlikte, 15-35 yaş aralığında ortaya çıkan, kadın ve erkekte eşit olarak görülen bir rahatsızlıktır.
Yaratıcılık ve psikopatoloji arasındaki ilişki antik dönemlerden bu yana ilgi çekici bir konudur. Yaratıcı kişilerin özelliklerinin betimlendiği incelemelerin ardından yirminci yüzyılın son çeyreğine denk gelen dönemden itibaren araştırmacılar duygudurum bozuklukları ve yaratıcılık arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar yapmaya başlamışlardır (Jamison 1993, Teber 2004, Lloyd-Evans ve ark. 2006).
Yaratıcılık, özgün düşünme biçimiyle problem çözme becerisine benzer biçimde işleyen; estetik, bilimsel, sosyal yönlerden biri veya birkaçı için yararlı olan, yeni bir eser, fikir veya buluş ortaya koyma yetisi ve sürecidir. Araştırmalar nevrotik kişilik özelliklerinin sanatsal yaratıcılığa dönüşebildiğini, bipolar bozuklukların yaratıcılığı kışkırttığını göstermektedir. Yaratıcılığın ve yaratıcılık ürününün en çok ortaya konduğu dönem hipomani dönemi olarak kabul edilir (Goodwin ve Jamison 2007).
performansı artırdığı bulunmuş ve bunların yaratıcı düşünceler, tutumlar ve davranışlarla ilişkili olduğunu ortaya koyulmuştur.
Yaratıcı düşünce sürecinin şizofrenideki dağınık çağrışımlardan çok hipomanik düşünce uçuşmalarına benzediği gözlemlenmiştir. Manik düşünce sürecinin en belirgin özelliklerinden biri olan düşünce hızlanması ve olumlu duygulanımdır. Ayrıca kişilerin kendilerini daha yaratıcı, daha enerjik ve daha güçlü hissettiği bilinmektedir. Birçok ünlü sanatçıda bipolar bozukluk görülmektedir. Örneğin; Van Gogh, Virginia Woolf, Stephen Hawking, Victor Hugo, Robie Williams, Isaac Newton, Balzac, Abraham Lincoln ve Kurt Cobain’in aralarında bulunduğu birçok sanatçının bipolar bozukluk tanısı olduğu görülmektedir.
Kendini “ya her şey ya hiçbir şey” olarak tanımlayan yazar Balzac’ın hayatına baktığımızda tipik bir mani karakterini görebiliriz. Yaşamındaki tüm faaliyetlerini, aşırı uçlarda gerçekleştirdiğini söyleyen sanatçı hayattaki beklentileriyle, gerçek hayattaki realite arasında kaotik bir çıkmazda olduğunu aktarmıştır.
Eserlerini genelde depresyondan korunmak için ortaya koyduğu düşünülebilmektedir. Klasik müzik denilince akıllara gelen ilk isimlerden biri olan Beethoven’ın da bipolar olduğu biliniyor. Hayatı boyunca sık sık ruhsal problem yaşayan Beethoven’ın hastalığının özellikle yaşlandıkça daha da nüksettiği söulenmektedir.
Kurt Cobain, 27 yaşındayken ölümü seçti. Pek çok kaynakta Cobain’in mutluluk ve depresyon arasında bir hayat yaşadığı belirtiliyor. Beğenerek izlediğimiz Jim Carrey filmleri... Popüler olduğu dönemlerde bir itirafta bulunmuştu; “O dönemde yer aldığım komedilerdeki başarımın sırrı yaşadığım depresyondu.”
Bipolar bozuklukta farkındalığı artırmak için Van Gogh’un doğum günü olan 30 Mart seçilmiştir. Ünlü ressamın bipolar semptomları oldukça şiddetliydi ve yaratıcı olduğu kadar depresifliği de görülmekteydi. Bu semptomların bir tanesinde ise Van Gogh kendi
kulağının bir parçasını kesip atmıştır. Van Gogh’un “Yıldızlı Gece” ve “Ayçiçekleri” tablolarında kullandığı parlak renkler adeta canlılığı ve tükenmişliği vurgularken, “Buğday Tarlası ve Kargalar” isimli meşhur tablosunda ölümü çağrıştıran kahverengi ve koyu tonları kullanmıştır. Sıkıntılı yaşamlarına karşın hepsi sanat dünyası için oldukça yaratıcı ve unutulmaz isimlerdendir.