“Eğer başkalarını mutlu etmek istiyorsanız,
Şefkatli olun.
Eğer kendinizi mutlu etmek istiyorsanız,
Yine şefkatli olun.”
Dalai Lama
 
Şefkat; diğerlerinin acılarının farkında olmak, önemsemek, bu ıstırap ve acılardan bağlantısız olmamayı ve sakınmamayı, diğerlerinin ortaya çıkan ıstıraplarını hafifletme arzusunu içermektedir. Fakat şefkat her şeyden önce acı çekmenin doğasını açık bir biçimde görebilme kapasitesidir. Güçlü durabilmek ve “ben bu acının bir parçasıyım, bundan ayrı değilim” diyebilme becerisidir. Ancak bu da yeterli değildir. Çünkü biyolojik olarak da bizi harekete geçiren şefkat, gerçekten acıyı dönüştürme arzusu demektir. Eğer şanslıysak o an için acıyı dönüştürebilecek imkanlarımız vardır. Ya yoksa? Ya acı
karşısında çaresiz kalıyorsak, gücümüz yetmiyor ya da ne yapacağımızı bilemiyorsak? Birine şefkat duyup onun acısını dindirmek isteyip dindiremediğimizde, hissettiğimiz çoğunlukla çaresizlik, başarısızlık ve yetersizliktir. Ve çoğunlukla biz bunu hissetmemek için şefkat kapasitemizi kullanmayız (Zümra Atalay, Şefkat).
 
“Eğer arkadaşlarınıza kendinize konuştuğunuz şekilde konuşsaydınız hiç arkadaşınız kalmazdı.” İyi bir arkadaşınızı düşünün, onun acı çektiği zaman ona neler söylüyorsunuz? Şimdi bir de kendinizi düşünün, acı çektiğiniz anda kendinize neler söylüyorsunuz? Arkadaşımıza, kendimize olduğumuzdan daha şefkatli davranıyoruz. Peki bunu neden kendimize yapamıyoruz? Ne oluyor da kendimizi acımasızca eleştiriyoruz? Eğer acı çektiğimizi farkında değilsek o acıya şefkatli yanıt veremeyiz. Farkında olmadığımız içinde, kendimize “bak yine yapamadım, neden yapamadım, neden yapamıyorum, neden benim başıma geldi, zaten hep benim başıma gelir, bende de şans olsa zaten” diyerek onlarca senelerin başarısızlığı gözümüzün önüne gelir ve bunlar da acımızın saf halini görmemize engel olur, üzerinde katmanlar oluşturur.
 
O yüzden;
-Şu an zor bir an, herkes acı çekiyor. Acı çekmek hayatın bir parçası,
-Kendime nasıl destek olabilirim, neye ihtiyacım var? diye sorabiliriz kendimize.
 
Gün içinde bir dakika yaptığımız işlere mola verip kendimize “Şu an neye ihtiyacım var?” diye sormak o anda kalmamızı sağlayacaktır.
Burada yaşadığınız duygu ile birlikte bedeninizde kalıyorsunuz ve bu sayede de duygular içinde kalıp, duygunun sizinle nasıl dönüştüğünü gözlemleyebilirsiniz. Bedenimizi yumuşatmaya yarayacaktır. Bedeni yumuşatmak, duyguları ve zihni rahatlatmaktan her zaman daha kolaydır.
 
Aklımızdan geçenler ve bedenimize yansımaları bizim suçumuz değil der Zeynep Selvili Pembe Fili Düşünme kitabında ve ekler “insan olmak böyle bir şey.” İçimizde ne yapmamız gerektiğini, bunun da geçeceğini bilen bir taraf var. Ve aslında her birimiz şefkat vermeyi sandığımızdan çok daha iyi biliyoruz. Sevdiğimiz bir dostumuz, annemiz-babamız, evladımız, yardıma muhtaç bir hayvan, küçük bir çocuk acı içindeyken ona nasıl yaklaşmamız gerektiğini biliyoruz. İçimizdeki bu kaynakları kendimiz için de kullanabiliriz (Zeynep Selvili, Pembe Fili Düşünme)
 
Gün içinde yaşadığımız acı veren olaylardan sonra kendimize dönüp “neden böyle oldu, bu hep benim başıma gelir zaten” dediğimiz oluyor. Böyle durumlarda “neden” sorusunu “ne” sorusuna çevirebiliriz. “Neden böyle oldu” diyerek daha iyi hissetmiyoruz. Fakat “ne oldu” diye sormak tam da o anda kalmamıza neden oluyor ve yaşadığımız olayı somutlaştırmamızı sağlıyor. “Şu anda ne oldu” diye sorabiliyoruz.
 
Dilerim yeni yılda hayat bize adil davranmadığında biz kendimize adil davranırız. Güvenin ki, bir yerlerde sizinle aynı acıyı yaşayan insanlar var ve güvenin ki o acıya nasıl davranacağımız bizim elimizde. Bu yıl, acele etmeden kendimize destek olup, iyi bakalım, şefkatle… Kendimize ve başkalarına şefkatli yaklaşabileceğimiz yıllara…